KARI KOCA VE AİLE

 

 

Değerli Kardeşlerim

Sizlere yüce dinimizin aileye verdiği önemi ve aile fertlerinin birbirlerine karşı olan görev ve sorumluluklarından bahsedeceğim.Toplumumuzda anlamı tam olarak yerine oturmamış ve üzerinde insanların birçok sorusu olan bu konuyla beraber sizlere dinimizdeki aile,kari ve kocanın yerini anlatmaya çalışacağım. Kur’un-ı Kerim, insanı en üstün yaratık kabul eder. Allah Teali onu güzel sûrette yaratmış, akıl gibi üstün yeteneklerle donatmıştır. Bu hususta Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur :

“And olsun ki, biz insanı en güzel surette yarattık.’ (1) !

And olsun ki, biz insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıdık ve onları temiz yiyeceklerden rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.’(2)
İnsanın diğer yaratıklara göre bu üstünlüğü sebebiyledir ki, O, yeryüzünde Allah Teâlâ'nın iradesini temsil etme görevi gibi üstün bir görevle de görevlendirilmiş, yerde ve göklerde bulunan her şey onun emrine amade kılınmış ve hizmetine verilmiştir. İnsanoğluna bu üstün görevin verilmiş olduğunu ifade eden ayeti kerimede şöyle buyurulmuştur: ‚Hatırla ki, Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım (ve ona kendi irademden bazı yetkiler vereceğim) demişti. Melekler: Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksınız? Oysa biz seni överek tespih ediyor ve takdis ediyoruz, dediler. Allah da onlara: Ben sizin bilmediklerinizi bilirim’  dedi.

Böylesine Allah'ın üstün bir yaratığı olan insan, yalnız başına değil, toplum halinde yaşar. İnsanın içinde yaşadığı toplumun en küçüğü hiç şüphe yok ki ailedir. Aileler birleşerek toplumları meydana getirir. Bu çekirdek topluluk her çeşit faziletin kaynağıdır. Sağlıklı nesiller bu yuvada yetişir. Çocuk, yaratılışla ilgili gelişmesini de ahlâk ve terbiyesini de önce buradan alır. İnsan sevgisinin kaynağı da ailedir. Bir milletin sahip olduğu bütün özellikleri bir ailede görmek mümkündür. Bir toplulukta aile ne kadar sağlam temellere oturur ise o aileden meydana gelen toplum, o nispetle sağlam yapıya sahip olmuş olur. Bunun içindir ki dinimiz aileye büyük önem vermiştir.
Aile karı ile kocadan oluşur. Bu da evlilik sözleşmesiyle gerçekleşir. Evlilik olmadan, evlilik sözleşmesi yapılmadan aile kurulmaz. Bunun için dinimiz evlenmeyi teşvik etmiştir. Allah'ın en seçkin kulları olan peygamberler evlenerek örnek olmuşlardır.

Peygamberimiz:
'Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Kına yakınmak, koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek. buyurmuştur. ‚Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:‚

“İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunda düşünenler için dersler vardır.Ó
 Evlenmemeyi ve aile hayatı dışında kalmayı dindarlık sayanlar, Peygamberimiz tarafından uyarılmışlardır.
Enes ibn Malik (r.a.) anlatıyor: Bazı kimseler Peygamberimizin (bilmedikleri gizli) ibadetini sormak ve öğrenmek üzere Peygamberimizin eşlerinin evlerine gelmişlerdi. Bunlara Peygamberimizin ibadeti haber verilince güya bunu (kendileri için) azımsayarak: Biz nerde, Allah'ın Resûlü nerde? Şüphesiz ki Allah, Peygamberinin geçmiş olan ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan bütün günahlarını bağışlamıştır. dediler. İçlerinden birisi: Ben geceleri hiç uyumadan namaz kılacağım dedi. Öbürüsü de: Ben de yıl boyu oruç tutacağım dedi. Bir diğeri de: Ben de kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim. dedi. Onlar böyle konuşurlarken Peygamberimiz bunların yanına geldi ve: Siz şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz değil mi? Fakat şunu biliniz ki, ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve kötülükten korunanızım. Böyle iken ben kâh oruç tutarım, bazı günlerde yerim (yani yıl boyu oruç tutmam). Gecenin bir kısmında namaz kılarım, bir kısmında da uyur istirahat ederim. Kadınlarla da evlenirim. (İşte benim sünnetim budur) Her kim benim bu yolumda gitmez de ondan yüz çevirirse benden değildir. buyurdu.

Evet, aile nikah ile kurulur, evlenmeyen kimse bu kurumdan yoksun kalır. Evlenmemeyi ve aile kurmamayı fazilet saymak yanlıştır, Peygamberimizin sünnetine aykırıdır. Nikah, her ne kadar medenî bir sözleşme ise de bir yönü ile ibadettir.

Değerli Kardeşlerim!

İnsan aile ortamında huzur bulur. Neslin devamı bu kurumla sağlanır. Pek çok kötülüklere karşı en önleyici vasıta ailedir. Peygamberimiz buyuruyor:

Gençler, içinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Zira evlenmek gözü (haramdan) daha çok yumdurucu, iffeti daha çok koruyucudur. Gücü yetmeyen ise oruç tutsun, çünkü orucun şehveti kıran bir özelliği vardır.

Bir başka hadisi şerif de mealen şöyledir: Kul evlendiği vakit dininin yarısını tamamlamış olur. Artık geri kalan yarısında da Allah'a karşı gelmekten kaçınsın.

Aile kurulurken eşlerin birbirlerini seçmesi önem kazanır. Çünkü bu, geçici bir süre için bir araya gelme değil, çoğunlukla ölüme kadar devam edecek bir sözleşmedir. Eşler birbirlerinde bu kurumun devamını sağlayacak özellikleri aramalıdırlar. Canım ne olacak evlenmek helal ise ayrılmak da helaldır deyip gerekli araştırmayı yapmadan karar vermek, sonunda pişmanlık duymaya sebep olur.

Peygamberimiz bu konuda bir uyarıda bulunuyor ve eşlerde tercih edilmesinde yarar olan özelliğe dikkatimizi çekiyor. Şöyle buyuruyor:

‚Kadın genelde dört özelliği için nikah edilir: Malı için, soyu için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı seç ki varlığın artsın’

Peygamberimiz kadını, bu dört özellikten herhangi birisi ile nikah etmenin mübah olduğunu, ancak dindar olan kadının tercih edilmesini tavsiye ediyor. Çünkü Kur'an-ı Kerim, bu özelliğe çok önem veriyor.

Peygamberimize sordular: `Ey Allah'ın Resûlü! Kızlarımız kölelerimizle evlenebilecekler midir?  Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu.

‚Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah katında en değerli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir ve her şeyden haberdardır.’


 Elbette Allah katında üstün bir değeri olan kimse, diğerlerine tercih edilir ve edilmelidir. Böyle davranan kimse pişman olmaz. Dindar olan kadın, kocasının malını korur, israftan sakınır. Çocuklarının terbiyeleri ile ilgilenir, onları da dinlerine bağlı olarak yetiştirir. Bu ise aileye huzur getirir. Bunun içindir ki Peygamberimiz:

‚Dünya bir meta'dır (geçimliktir), en hayırlı meta' ise saliha (iyi) bir kadındır. ‚ buyurmuştur. Bir başka hadisi şerif ise mealen şöyledir:

‚İnanmış bir kişi Allah Teala’nın emirlerine sarılıp yasaklarından kaçındıktan sonra saliha bir kadından daha hayırlı hiçbir şey elde etmiş olamaz. (Çünkü iyi bir kadın) Eşinin söylediğini tutar, yüzüne bakarsa gönlü açılır, karısı(nın bir şeyi yapması veya yapmaması) üzerine yemin ederse yeminini yerine getirir. Eşinin bulunmadığı zamanda ona ve malına hıyanet etmez.’ 
Ailenin kurucuları olan karı ile kocanın ayrı ayrı hakları ve görevleri vardır.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: ‚Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde birtakım iyi davranışa dayalı hakları vardır.’ buyurulmuştur.

Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: ‚Dikkat edin, sizin karılarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin karılarınız üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız kimseleri minderinize oturtmamaları ve sevmediğiniz kimselerin evinize girmelerine izin vermemeleridir. Dikkat ediniz, onların da sizin üzerinizdeki hakları, giyimlerini ve yiyeceklerini iyi bir şekilde yapmanızdır.’

 Ailenin huzur ve sükûnu; karı-koca arasındaki münasebetin hak ve adalete uygun bir şekilde sürüp gitmesine bağlıdır. Karşılıklı hak ve görevlerin tam bir sadakat ve samimi bir hava içerisinde cereyan etmesine bağlıdır.

   Kadın kocasına karşı nasıl olmalı?

   Dinimiz, her iki tarafın hak ve salâhiyetini, ödev ve görevini tam bir adalet içerisinde vazetmiş, bunlara uyulmasını emir ve tavsiye etmiştir.
   Bir hadis-i şerif mealen şöyledir:

   ,,Kadının cihadı kocasıyla iyi geçinmesidir.“ Yani mücahit bir kadın; haddini bilen, hakkına razı olan, kocasının hak ve hukukuna riayet eden kadındır. Şöyle ki;


  a)
Kocası geldiğinde kocasını kapıda karşılar, güler yüz gösterir, tatlı sözle ,,Hoş geldin!“ der, omzundan paltosunu alır, ayakkabılarını çıkarır. Kocasının üzgün olduğunu hissederse, sebebini sorar ve ,,Üzülme! Allah büyüktür!..“ diyerek teselli eder. Beş vakit namazını kılar, orucunu tutar, namusunu korur, kocasına itaat eder.
   Diğer bir hadis:


   ,,Bir kadın; beş vaktini kılar, orucunu tutar, namusunu korur, kocasına itaat ederse, Rabb'isinin cennetine gider.“   

 b) Kadın; kocasının izni olmadan evden dışarı çıkmamalı. Hele kokular sürünerek, süslenip püslenerek hiç çıkmamalıdır. Çünkü onun bu hali, yabancı erkekleri tahrik eder. Kocasını döşeğinde yalnız bırakmamalı, kocasının hoşuna gitmeyen kimseleri eve sokmamalıdır. Kocasının nimetlerini inkâr etmemeli, malına, evladına karşı hakaretamiz söz söylememeli, küfretmemeli, beddua etmemeli, lanet okumamalıdır.
   Peygamberimiz şöyle buyurur:

   ,,(Mirac gecesi) cehenneme baktığımda oradakilerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.“ Sebebini soran kadına Efendimiz şu cevabı verir:
   ,,Çünkü sizler lanet kelimesini çok kullanırsınız, kocanızın nimet ve iyiliklerini unutur ve inkâr ederek kocanıza karşı, ,,Ben bugüne kadar senden ne hayır gördüm?“ dersiniz."
   ,,Üç sınıf insan vardır ki, onların namazları başlarından bir karış bile yükselemez:

  1- Cemaati tarafından sevilmeyen bir imam,

  2- Kocası, kendisinden gücenmiş olduğu halde geceyi geçiren kadın,

3- Küs olan iki kardeş."

 c) Kocasının ve çocuklarının yemeklerini güzelce pişirmeli, hazırlamalı, onların çamaşırlarını tertemiz yıkamalıdır. Evini, barkını silip süpürmeli, kocasının abdest suyunu hazırlamalı ve silinmesi için havlu vermelidir.

   Peygamberimiz (s.a.v.), kızı Fatıma'yı Hz. Ali ile evlendirdikten sonra evlerine giderek aralarında işbölümü yapar: Evin işlerini Fatıma'ya, dışarının işlerini de Ali'ye verir.
   d) Kocası çağırdığında hemen cevap vermeli, arzusunu yerine getirmeli, yalandan özür beyan etmemelidir. İftihar edip kocasına karşı kurulmamalı, meşru sebep yokken kocasından boşanmak istememelidir. Kocasına karşı surat asmamalı, acı söz söylememelidir. Kocasının haklı davetine icabet etmelidir.

   Peygamberimiz şöyle buyurur:

   ,,Ortada haksızlık ve gerek olmadığı halde, boşanmasını kocasına teklif eden bir hanıma, cennetin kokusu bile haramdır.“

,,Bir koca karısını döşeğine çağırdığında kadın kabul etmeyip o gece kocasını dargın bırakırsa, melekler sabaha kadar o kadına lanet okur.“


   e)
Kadın kocasına bağlı olup onu sevmelidir. Mümkün olduğu kadar kocasına karşı süslenmeli, koku sürünmeli, kına yakmalı. sürme çekmelidir. Hareketli ve cazibeli olmalıdır.
   Hasılı kadın; evine bağlı olmalı, evine sahip olmalı, kocasının malını da evladını da bihakkın korumalı, terbiye etmeli, boşuna harcamamalıdır. Kocasına karşı yüksek sesle konuşmamalı, "kocasını adıyla çağırmamalıdır. Çocuklarına küfür ve hakarette bulunmamalı, beddua etmemelidir. Hele kocasının izni olmadan kimseyi içeri almamalı, kendi de herhangi bir yere gitmemelidir.    Baba ve annesinin ziyaretleri olsa dahi, kocasından izin almadan gitmemelidir.
   Peygamberimizin zamanında bir kadının kocası yolculuğa giderken, karısına kendi gelinceye kadar evden çıkmamasını emreder. Zaman gelir ki, binanın alt katında oturan babası hastalanır. Gelmesi için kızına haber gönderir. Kızı durumu Hz. Peygamber'e sordurur. Peygamberimiz, Allah'tan korkup kocasına itaat etmesini söyler ve gitmesine müsaade etmez. Babasının hastalığı ağırlaşır ve ölür. Kızı babasına, babası da kızına hasret kalır.
   Bunun üzerine Peygamber Efendimiz „Kocasına itaat ettiği için Allah, babasının günahlarını affetti!“ diye bu kadına haber gönderir ve onu tebrik eder.

  

f) Kadın, kendisi ne kadar güzel olsa da kocasının çirkinliğine sabretmeli, kocasına karşı kurulmamalıdır. Kocası da karısının güzelliği için Allah'a şükretmelidir.
   Şöyle bir hikâye anlatırlar:

   Çölde yaşayan karı-kocadan kadın, gayet güzel, koca ise çok çirkindi. Bir gün kadın kocasına:
   - Müjde! İkimizde cennetliğiz, der. Kocası ona:

-         Bunu nerden bildin? diye sorar.

-         O:  

-          - Ben senin çirkinliğine sabrediyorum, sen de benim güzelliğime şükrediyorsun. Sabredenlerin de şükredenlerin de yeri cennettir, şeklinde cevap verir.
   İhya'da beyan edildiğine göre, Asmerî adında bir zat şöyle anlatır: ,,Çölde dolaşırken, göçebe bir karı ile bir kocaya uğradım. Kadın son derece güzel, kocası ise son derece çirkin idi. Ben kadına:
   - Sen, bu kadar güzel olduğun halde, bu çirkin adamın nikâhı altında yaşamaya gönlün nasıl razı oluyor? dedim. O, bana:

   - Sen, bu sözü söylemekle hata ettin. Olabilir ki, kocam Allah yanında iyi, güzel ve temiz bir insandır. Yaratanına karşı iyilik yapmıştır. Allah da iyiliğine karşı beni, mükâfat olarak, ona nasip etmiştir. Ben de, ihtimal ki, günahkâr bir kimseyim, günahıma kefaret olmak üzere, Allah bunu bana nasip etmiştir. Ve Allah'ın takdiri böyledir. Allah'ın takdir ve razı olduğu şeye ben razı olmam mı? dedi ve beni susturdu.

   Kadının kocası üzerindeki hakları:

   Belki hanım kardeşlerim diyecekler ki, ,,Kocalarımızın bizlerde haklan var da bizim onlarda haklarımız yok mudur? İyi davranmak, güzel geçinmek sadece bize mi düşüyor? Kocalarımıza da düşen bir şey yok mu?..

   Evet, hanım kardeşlerimiz bilmelidirler ki, mübarek dinimiz, taraflardan birini tutup diğerini atmamıştır. Birinin haklarına riayet edilmesini emrederken diğerinin hukukunu ihmal etmemiştir. Adilâne davranmış, her iki tarafın hak ve görevlerini adalet terazisinde tartarak eşitliği sağlamış, gerek karı-kocanın, gerek ailenin ve gerekse toplumun huzurunu, refah ve saadetini, şeref ve haysiyetini ön planda tutmuştur.

   Bu itibarla, kocalarına karşı en güzel şekilde davranmalarını hanımlara emrederken, kocalara da hanımlarına karşı en güzel şekilde davranmalarını emir ve tavsiye etmiştir. Buna binaen:
   Dinimize göre, hanımlar, kocalarının evinde birer emanettir, Allah'ın emanetleridir. Erkek; karısının yeme ve içmesinde kusur etmeyecektir; yediğinden yedirecek, mümkün ve münasip olanından giydirecektir. Darlıktan bolluğa çıktığı zamanlarda hanımlarının eksiklerini tamamlar, daha iyisinden, daha güzelinden yedirir ve giydirirler.

   Hanımını dövmeye kalkışmaz. Onu yalnız bırakmaz. Ona daima hayır tavsiye eder. Güzel geçinmeğe, yumuşak davranmaya çalışır. Bir huzursuzluk olduğu zaman, kusuru hep hanımda aramamalı, kendisinin de kusuru olabileceğini düşünmelidir. Ve kendi kendine, ,,Ben iyi bir insan olsaydım, bu kadın da iyi olurdu!“ demeli, kendi eksiklerini arayıp onları tamamlamaya çalışmalıdır.

Koca, karısının her dediğine de uymaz. Çünkü bu hal, bir taraftan onu şımartır, bir taraftan da yanlış düşünmüş olabilir. Koca, hanımın hile ve hıyanetinden de sakınmalıdır. Hiçbir zaman onun tahrikine kapılmamalıdır. Bu yüzden çok cinayetler olmuş, nice zararlar doğmuştur.
   Erkek, karısının -şayet günaha götürmüyorsa- her kusuruna bakmamalı, bazen de görmemezlikten gelmelidir. Hanımının eksik taraflarını açmamalı, kimseye dert yanmamalıdır. Hanım ile günah olmayan şekilde eğlenebilir, onunla şakalaşır, yarışa girer.    Peygamberimiz (s.a.v.) bazen Hz. Aişe ile koşu yarışına girermiş, bir seferinde yarışı Hz. Aişe kazanmış, bir seferinde de kendisi kazanmıştır. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

   ,,Ya Aişe! Bire bir!“

   Ama, erkek her zaman erkekliğini koruyacak, vakar ve otoritesini daima muhafaza edecektir. Kendisine karşı süslenmeyi terk ettiği, döşeğine çağırdığında gitmediği, boy abdesti almadığı, namazı terk ettiği ve izinsiz evden çıktığı zamanlarda baskı yapabilir.

   Hemen dövmeye kalkışmamalı, yukarılarda geçtiği gibi, ona öğüt, nasihatte bulunmalı, ikaz ve irşada çalışmalıdır.

Evlenme sırasında erkeğin kadına ödediği veya ödeyeceğini taahhüt ettiği para veya mal kadının hakkıdır.

-Nafaka, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin yiyecek, giyecek ve konut giderlerini karşılamak demektir. Nikah işlemi tamamlanınca, kadının nafakası normal ölçüler içinde kocaya aittir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

Annelerin beslenmesi ve giyimi, uygun bir şekilde çocuk babasına aittir.’ (16)
Koca üzerine borç olan eşinin nafakası, sosyal durumlarına uygun olmalıdır. Ayrıca zengin olan kocanın karısına bir hizmetçi tutarak ev işlerini gördürmesi de kadının hakkıdır.


 Sizlere Kocaya itaatin ne gibi faziletinin olduğuyla ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum:

 İsrail oğullarından bir genç şiddetli bir hastalığa tutulmuş. Annesi:

-         “Eğer çocuğum şifaya kavuşup hastalığından kurtulursa yedi gün dünyadan çıkacağım” diye adamış. Allah Teala çocuğa şifa verir, çocuğu hastalığından kurtulur. Fakat annesi adağını yerine getirmez. Bir gece rüyasında, biri gelip kendisine:

-              - “Adağını yerine getir. Yoksa Allah’tan daha şiddetli belaya uğrarsın,” der.

    Sabah kalkınca çocuğunu çağırır, durumu ona anlatır ve kabristanda kendisine bir kabir, kazmasını, kendisini oraya defnetmesini emreder. Çocuk, annesinin emrini yerine getirir ve gider. Kabre konulduğu zaman kadın, şöyle niyazda bulunur:

-         “Ey Allah’ım! Gücümün yettiğini yaptım, adağımı yerine getirdim. Bu kabirde beni her türlü afattan koru!“

-             Kadın bu duayı yapınca, baş tarafında parlak bir ışık ve pencere gibi bir delik gördü. Bahçede iki kadın bulunuyordu. Bu iki kadın ona:

-         “Ey kadın! Oradan çıkıp buraya gel!” diye seslendiler. Genişleyen pencereden çıkıp kadınların yanına gitti. Bir de ne görsün, bahçenin içinde güzel bir havuz, kendisi de gidip onların yanına oturdu. Oturan kadınlara selam verir. Selamını almazlar. Kadınlara:

    - “Selamımı niçin almadınız? Halbuki konuşabiliyorsunuz” der. Kadınlar:

    - ”Selam vermek bir ibadettir. Biz ise ibadetten men olunduk“ dediler.

    Kadınların yanında otururken, bir kuş gelip kadınların birinin başının ucuna konar ve kanatlarıyla kadını serinletir. Başka bir kuş de gelir, diğer kadının başucuna konarak, gagası ile kadının başını gagalamaya başlar. Birinci kadına:

    - “Bu keramete, nasıl ve ne ile ulaştın? Diye sorar. Kadın:

-         “Dünyada iken benim bir kocam vardı. Ben ona çok itaat ederdim. Ona hiç karşı gelmezdim. Ölürken kocam benden razı olarak öldüm. Allah Teala bunu ikram buyurdu“ dedi. İkincisi:

-             - “Sen bu musibete ve azaba nasıl ve niçin uğradın?” diye sordu. Kadın:

    - “Ben saliha bir kadındım. Dünyada iken benim bir kocam vardı. Ben ona itaat etmez, daima ona isyan ederdim. Dünyadan ahirete göçerken, o benden razı değildi. Allah Teala kabrimi, iyi amellerimden dolayı bir bahçe kıldı. Fakat kocam benden razı olmadığı için de, Allah bununla beni cezalandırdı. Sana çok rica ediyorum ki, dünyaya döndüğünde, kocamın yanına git, beni bağışlamasını ve benden razı olmasını, kendisinden istirham et. Belki benden razı olur da, bu azaptan kurtulurum“ dedi.

-             Yedi gün geçtikten sonra ona:

-             - “Kalk kabrine gir. Çünkü çocuğun gelmiş, seni arıyor. Kabirden çıkaracak.“ Dediler. Kadın onların yanından kalkıp kendi kabrine geldiğinde, çocuğunun kabrini kazdığını gördü. Kadının, adağını yerine getirdiği haberi etrafa yayılınca, insanlar onun ziyaretine geldiler. Bu arada kendisinden, kocasına gidip kendisini bağışlaması hususunda, ricada bulunmasını isteyen kadının kocası da ziyaretine gelmişti.

-             Karısının söylediklerini bir bir kocasına anlattı. Kocası da karısını affetti. Gece rüyasında o kadını gördü:

-              - “Senin yüzünden azaptan kurtuldum. Allah sana çok büyük mükafat versin. Allah senin günahlarını bağışlasın” diye dua ediyordu.

Bu hikayeden de anlaşıldığı gibi esin kocasına olan saygısı hürmeti onun Allah’ın rızasını kazanmasına sebep olmakta ve ona ahiret mutlulugunuda beraberinde getirmektedir.

Erkeğin ve kadının hayırlısı

Kadının ve erkeğin hayırlısını Peygamber Efendimiz, hadis-i şeriflerinde şöyle bildirmişlerdir:

 "Mü'minlerin imanca en olgunu, ahlak itibariyle en güzel olanıdır. Sizin hayırlınız, kadınları için hayırlı olanlarınızdır"

 "Sizin hayırlınız, aile fertlerine hayırlı olanınızdır. Ben ehlime, aileme hayırlı olmada sizin en hayırlınızım"

Güzel ahlaklı ve aile fertlerine karşı iyi niyetli olan kimse hayırlı bir erkektir. Bir erkek, alacağı kadının hayırlı olmasını isterse onda şu hususları aramalıdır: Cenab-ı Hakka ibadetini bırakmayan, kocasına itaatte ve hürmette kusur etmeyen, onun kazancını saçıp savurmayan, dünyaya getirdiği çocuğunu İslami terbiye üzerine yetiştiren, iffet ve haya sahibi bir hanım olmalıdır. Zamanımızda bir çok kimseler, alacağı kadının güzel olup olmadığını, serveti veya tahsili var mı yok mu bunu araştırmaktadır. Hadis-i şerifte ise,

"Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut dini için alınır. Siz dini olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır." buyurulmaktadır.

Din ile güzellik birlikte olması çok iyi olur. Fakat olmazsa olmaz şart, dini durumudur, güzel ahlakıdır. Dünya ve ahıret huzuru buna bağlıdır. Büyük velilerden Ebu Süleyman Darani hazretleri şöyle demektedir:

“Dünya nimetlerinin en kıymetlisi, saliha olan kadındır. Îmanı olan ve İslamiyet’e uyan kimseye salih denir. Saliha kadın, kocasını haram işlemekten korur. İyilik ve ibadet yapmasına yardımcı olur. Saliha olmayan kadın, zararlı olur.”

Resulullah efendimize: - Ey Allah’ın Resulü, kadının hayırlı olanı hangisidir? diye sorulmuştu. Resul-i Ekrem efendimiz buyurdular ki:

- Kocası yüzüne baksa onu memnun eden, bir şey emretse itaat eden, nefsinde, malında, hoşlanmayacağı bir işle, kocasına karşı gelmeyendir.

Asık suratlı, geçimsiz ve her zaman tartışmaya yol açan bir kadın, hayır getirmez. Hz. Lokman oğluna şöyle öğüt vermiştir:

 "Oğlum! Kötü, huysuz kadından sakın. O seni vaktinden evvel kocatır." İnsanın en çok takdir edilecek yönü, göze hoş görünen cihetleri değil, gönlün seveceği taraflarıdır. Bu sebeple bir kadında en fazla takdir edilecek meziyet iffet, haya ve güzel huydur.

Değerli Kardeşlerim!

Ailedeki mutluluk, karı ile koca arasındaki sevgi ve saygıya bağlıdır. Eşler, yuvada mutluluğu sağlamak için gerekli fedakarlığı gösterecek, huzur bozucu tutum ve davranışlardan sakınacaklardır. Karı ile kocanın herhangi bir sebeple aralarının açılması halinde Allah Teâlâ her iki taraf ailelerine görev vermekte ve şöyle buyurmaktadır:
 ‚Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur.  Şüphesiz Allah her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.’
Aile reisi olan erkek eşine karşı yumuşak davranacak, kaba hareketlerden sakınacaktır. Peygamberimiz: ‚Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olanınızdır. Ben aileme karşı sizin en hayırlınızım.’ buyurmuştur.

Her şeyde olduğu gibi, aile hayatında da örnek alacağımız Peygamberimizdir. O, eşleri ile gayet iyi geçinir, onların sıkıntı veren bazı davranışlarına tahammül ederdi.
Bir gün Hz. Aişe bir şeye darılarak Peygamberimize yüksek sesle konuşuyordu. Bu sırada Hz. Ebû Bekir gelmiş, kızını azarlamak istemiş, fakat Peygamberimiz buna engel olmuştu. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir kalkmış gitmiş, bir süre sonra tekrar geldiğinde karı-kocanın barıştıklarını görmüş ve: ‚Az önce kavganıza şahit olduk, şimdi de barıştığınıza şahit olalım.’ dedi. Bunun için Peygamberimiz buyuruyor

‚İman eden bir erkek, iman etmiş bir kadına (onda hoşlanmayacağı bir huydan dolayı) kızmasın. Çünkü onun bir huyundan hoşlanmıyorsa diğer huyundan hoşlanabilir.’  Peygamberimiz bu hadisi şerifte kocayı uyarıyor. Eşindeki hoşlanmadığı bir huyu sebebiyle yuvayı sarsacak hatta dağılmasına sebep olacak tavırlardan sakınılmasını söylüyor. Elbette bu, kadın için de geçerlidir. O da, aile kurumunun tehlikeye düşmesine meydan verecek söz ve davranışlardan sakınmalıdır. Hatta Peygamberimiz, kocaları ile uyum içerisinde olan kadınları müjdelemiş ve şöyle buyurmuştur: ‚Kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur ve kocasına saygı gösterirse kendisine: ‚Hangi kapısından istersen cennete gir.’  denir.

Değerli Kardeşlerim!

Aile fertleri arasında özen gösterilmesi bakımından çocuklar da önemli bir yer işgal eder. Anne ve babaya Allah'ın birer hediyesi olan çocuklar aile bahçesinin gülleridir. Onları sevgi ile yetiştirip topluma yararlı bir kimse olarak hazırlamak, anne-babanın başta gelen görevleri arasındadır. Çocuk küçük yaştan itibaren iyi terbiye edilirse, hem ailesine hem de milletine yararlı ve hayırlı bir insan olur. İyi terbiye edilmediği ve eğitilmediği takdirde, ne kendisine ne de başkasına yararı dokunmayacağı gibi, aile için de toplum için de zararlı hale gelir. Bunun için dinimiz, geleceğin teminatı olan çocuklarla ilgili olarak aileye büyük sorumluluklar yüklemiştir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor: ‚Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.’

 Cenab-ı Hak bu ayeti kerimede müminlere önemli bir görev veriyor. Hem kendilerinin ve hem de aile fertlerinin cehenneme gitmelerine sebep olacak davranışlardan uzak durmalarını emrediyor. Çünkü mümin kendinden sorumlu olduğu gibi ailesinden de sorumludur. Nitekim Peygamberimiz kişilerin sorumluluklarını hatırlatırken şöyle buyurmuştur: ‚Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlığınızdan sorumlusunuz. Amir, koruyucudur ve maiyetinden sorumludur. Kişi ailesinin koruyucusu ve eli altında bulunanlardan sorumludur. Kadın eşinin evinin koruyucusudur, eli altında bulunanlardan sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının koruyucusudur ve eli altında bulunanlardan sorumludur. Hülasa hepiniz çobansınız ve her biriniz emri altında bulunanlardan sorumludur.’ 

Hz. Ömer: ‚Ey Allah'ın Resûlü! Kendimizi koruruz fakat ailemizi nasıl koruyabiliriz? diye sordu. Peygamberimiz: ‚Allah'ın sizi yasakladığı şeylerden onları sakındırırsınız ve Allah'ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir’ buyurdu. Bir başka hadisi şerif de mealen şöyledir: ‚Çocuklarınıza yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmalarını emredin.’


Değerli Kardeşlerim!

Çocukların inançlı, sağlıklı, manevî değerlerine bağlı, vatan ve millet sevgisi ile dopdolu olarak yetiştirilmesinde birinci derecede ailenin sonra da toplumun rehberliği önemlidir. Peygamberimiz: ‚Çocuklarınıza hoş muamelede bulunun ve onları güzel terbiye edin.’ buyurmuştur.

Anne-babaların çocukları ile ilgili dinî ve millî görevlerini ihmal etmeleri, ilerde onları ve hatta toplumu rahatsız edecek olayların meydana gelmesine sebep olur. Nitekim zaman zaman medyaya ve basına yansıyan olaylar, sadece anne-babaları değil izleyen herkesi üzmektedir. Bunun için öncelikle anne-babalar çocuklarının terbiyesine, eğitimine özen göstermeli ve onların kötü alışkanlıklar edinmemeleri için hiçbir fedakarlığı esirgememelidirler. Çocuklarını iyi terbiye eden ve yetiştiren anne babaları Cenab-ı Hakk'ın cennetle mükafatlandıracağını Peygamberimiz haber vermiş, şöyle buyurmuştur: ‚Kim ki üç tane kız çocuğu yetiştirir, güzel terbiye eder, everir ve onlara iyilikte bulunursa onun için cennet vardır.’ 


Değerli Kardeşlerim!

Çocuklar genelde anne-babayı örnek alırlar. Onların söz ve davranışlarından etkilenirler. Bunun için anne-baba çocuklarının dürüst, ahlâklı ve faziletli yetişmeleri için onlara örnek olmaları gerekir. Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor: ‚Ben küçüktüm, Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir günde, annem beni: "Gel sana bir şey vereceğimÓ diye çağırdı. Peygamberimiz anneme: ‚Çocuğa ne vermek istedin?’ diye sordu. Annem: ‚Hurma vereceğim.’ Dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: ‚Eğer (çocuğu aldatıp ona) bir şey vermeseydin, sana bir yalan günahı yazılırdı.’  buyurdu. Peygamberimiz burada önemli bir uyarıda bulunuyor. Anne-babaların yapmayacakları şeyleri çocuklarına va'detmemelerini öğütlüyor. Bu hem anne babaların yalan söyleme gibi bir günahı işlemelerine hem de çocukların ahlâkı üzerinde olumsuz etki yapmasına sebep olur.
Hülasa, anne-babaya çocuklarını eğitmek, güzel terbiye etmek ve yetiştirmek için büyük fedakarlık düşmektedir. Bu aynı zamanda onların dini görevlerindendir.

Değerli Müminler!

Konuşmamızı Peygamberimizin bir hadisi şerifinin meali ile tamamlamak istiyorum. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

‚Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmuş olamaz.’

KAYNAKLAR

 

HAZIRLAYAN: Elif ÇINAR

www.diyanet.gov.tr

www.guzelislam.com

www.hicretonline.com

www.harunyahya.org

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !